Ailemden dinlediklerime göre benim pastacılık maceram hazır keklerin üzerine soslar döküp sunum yapmaya çalıştığım yıllarda sekiz, dokuz yaşlarındayken başlamış. Okul hayatım boyunca cupcake ve kurabiyelerimle tüm etkinliklere katıldım. Lisedeyken ise en büyük hayalim İtalya’da Gastronomi ve Mutfak Sanatları okumaktı.
İtalya’da gastronomi hayali kurarken kendimi Işık Üniversitesi’nde Uluslararası Ticaret okurken buldum. Kampüsün Şile’de olduğunu kayıt yaptırmaya gittiğimde öğrendim, düşünün! Tahmin edeceğiniz üzere odağım bambaşka bir yerdeydi. Heyecanımı canlı tutmak istiyordum, ilk işim yurt odama ufak bir fırın almak oldu, böylece denemelerimi sürdürebilecektim. Sürdürdüm de… Üniversite hayatım boyunca tüm sosyal etkinlikler için pastalar, cupcake’ler, tatlı ve tuzlu kurabiyeler yaptım. İstediğim olmuştu, artık okulda herkes beni “Pastacı İpek” olarak tanıyordu. Yarı yıl tatilinde uzun zamandır beklediğim bir eğitim için New York’a gittim. International Culinary School’da pastacılık eğitimi aldım. Eğitimlerimi tamamladıktan sonra ilk markam “Bir Kap Kek”i kurdum. Facebook üzerinden kişiye özel şeker hamuru kaplamalı pastalar yapıp satmaya başladım.
2015 senesinde beklenmedik bir şekilde büyük bir omurga ameliyatı geçirdim ve bir süre eğitimime ara vermek zorunda kaldım. Uzun ve zorlu bir tedavi sürecinde olduğum için sürekli yatıyor, çok sıkılıyor, çok üzülüyor, el becerim kaybolacak diye de oldukça endişeleniyordum. Düşündüm taşındım, seramik yapmaya karar verdim. Malzemeler alındı, evde bir düzenek kuruldu ve ben oturduğum yerden seramik kâseler, tabaklar, bardaklar yapmaya başladım. Seramik bana çok iyi gelmişti. Gelen teklif üzerine çalışmalarımla bir kermese katıldım. Türkiye Omurilik Felçliler Derneği ile görüşerek tüm kazancımı onlarla paylaşmak istediğimi söyledim, çok memnun oldular. Kermes çok iyi geçti ve topladığımız parayla iki kişiye elektrikli tekerlekli sandalye hediye ettik.
İyileşme sürecim bir hayli zor ilerliyordu. Yeniden yürüyebilmek için fizik tedavi görüyor, evde yaptığım çalışmalarla tedavimi destekliyordum. Bir yandan üniversiteye dönmeyi de istiyordum. Babam her hafta kendi elleriyle benim için hazırladığı işkembe, paça çorbasını getiriyor, ben de neredeyse her gün bir kâse içiyordum. Bu çorbayı içtikçe daha kuvvetlenmeye başladığımı, iyileşme sürecimin hızlandığını fark ettim. Babam da bendeki bu değişimi görüyor ve çok mutlu oluyordu. Bir gün babama “Baba gel, biz bu çorba işini yapalım seninle!” dedim. İşin ilginç tarafı babamdan bu çorbayı isteyen sadece ben de değildim. Babamın şirketinin altına küçük bir mutfak kurduk. Kendi kendimize denemeler yapmaya başladık. Ben de bu arada bir Facebook hesabı açtım. Markamızın adını da uzun uzadıya düşündükten sonra “Ali’s Pacio” koyduk. Tüm üretim süreciyle babam ilgileniyordu, hammadde bulma işiyle de ben. Aramadığım kooperatif, üretici kalmıyordu. Babam her malzemeyi iyice inceliyor, beğenmediğini mutfağa sokmuyordu. Çorbayı babam yapıyordu, Facebook’tan satış işini ben. Ürünlerin hızlı teslimatını da biz yapıyorduk çünkü soğutuculu aracımız yoktu. Gel zaman git zaman Ali’s Pacio popüler olmaya başladı. Bir kere sipariş veren bir daha veriyordu. Babam sürekli üretimdeydi. Operasyonu ben yönetiyordum. Her şey çok güzeldi ancak benim için süreç hiç kolay değildi çünkü ayaklanmış ve okula dönmüştüm. Okulun Şile’de oluşu da işi iyice zorlaştırıyordu. Zar zor bir süre daha devam ettik ve maalesef sonunda Ali’s Pacio’yu kapatma kararı aldık. O zaman farkında değildim, babamla geçirdiğim bu süreç ileride bana büyük fayda sağlayacaktı.
Üniversiteden mezun olduğumuzda dönem arkadaşlarım bankalara, kurumsal firmalara başvurmaya başlamıştı. Ben daha radikal bir karar alarak başvurumu sonunda hayallerimi gerçekleştirecek okula, Le Cordon Bleu’ye yaptım. Aynı anda mutfak ve pastacılık okumak istiyordum. Başvurum kabul edildi. Bir buçuk sene pastacılığın ve mutfağın inceliklerini öğrendiğim sıkı bir eğitimden geçtim. Mezun olurken sunulan staj imkânlarını maalesef değerlendiremedim, omurgam uzun süre ayakta durmama henüz izin vermiyordu. Ben de Ali’s Pacio’dan kalan mutfağı elden geçirmeye karar verdim. Bir işkembe paça mutfağını pastane mutfağına çevirdim. İnanın hiç kolay olmadı! Zira okulda bize mutfak kurmayı değil yemek yapmayı öğretmişlerdi. Deneye yanıla kurduğum mutfakta zamanla çalışa çalışa öğrendim bilmediklerimi de. Kendi kendime tarifler deniyor; üst kata, bizim şirkete çıkarıyor, tatmaları için babama ve halalarıma ikram ediyordum. Onlar da deniyor ve puan veriyordu. Bu alanda hızla ilerliyordum ve benimle çalışacak, mutfakta bana yardımcı olacak birine ihtiyaç duymaya başlamıştım. Bir gün babama gittim “baba, benim bir çalışma arkadaşına ihtiyacım var” dedim. Babamlar 40 senedir tekstil imalatı yapıyordu, dolayısıyla donanımları sadece bu alandaydı. Bana atölyeden biriyle çalışabileceğimi söyledi. Ne mi oldu? Yeni mezun bir kadın şef ile alanında deneyimli makinacı bir kız bir mutfakta buluştu. Hayal edebiliyor musunuz? Ben hayal ettim, oldu; hatta çok da güzel oldu. Ekibimize sonradan katılan tekstilci iki üyemizi de benim yetiştirdiğim dünün tekstilcisi bugünün pastacısı kıdemli üyemiz eğitti. Ben ise her gün yaptığımız taze taze pastaları, kekleri, kurabiyeleri küçük dilimler haline getirip bir kutuya koyuyor, yanına bir fiyat listesi, bir broşür iliştiriyor, Bağdat Caddesi’ndeki kafelere sunuyordum. “Ben İpek, Le Cordon Bleu mezunu bir şefim. Mutfağım Maltepe’de. Bu gördüğünüz güzel pastaları, kurabiyeleri biz yapıyoruz. Almak ister misiniz?” diyordum. Almak isteyen o kadar çok kişi ve mekân olmuştu ki kurabiyelerimiz, cheesecake’lerimiz, pastalarımız hızla satılmaya başlamıştı. Her gün taze taze yaptıklarımızı araçla kapılarına teslim etmeye başladık. İşler beklediğimizden hızlı büyüyordu. Her talebe cevap vermeye çalışıyorduk. Bir taraftan da babamla üretim optimizasyonu üzerine çalışıyor, daha kısa zamanda daha verimli çalışabilmek için çözüm üretiyorduk. Bir gün bir baktım listemizde 86 kalem ürün olmuş! Bağdat Caddesinde olan büyük bir kafe bize partnerlik teklif etmişti. O zaman 6 şubeleri vardı ve her gün şubelere ürün gidiyordu. O kafeyle beraber neredeyse irili ufaklı 18 kafeye her hafta ürün göndermeye başlamıştık. Kısacası her şey yolunda gidiyordu. Ta ki pandemi hayatımıza girene dek!
Bir Mart sabahıydı, her iş gününün sabahında olduğu gibi üretimdeydim ve çalışıyordum, tüm kafelerin kapatılacağı haberini aldım. Şoka uğramıştım, daha önce böyle bir şeyle karşılaşmadığım için ne yapacağımı bilmiyordum, elimdeki malzemelerle öylece kalakalmıştım. Daha önce böyle bir şey yaşanmamıştı dolayısıyla hiç kimsenin öngörüsü yoktu. Bir süre kapalı kaldık. Sonra kısıtlamalar yavaş yavaş kaldırılmaya başladı. Kafeler belli saatlerde açık olacaktı. Hal böyle olunca biz de üretimi bir açıp bir kapatıyorduk. Bu süreci fırsat bilip nihai hayalimi (o zamanlar ulaşabileceğimi düşündüğüm en büyük hayalim bir patisserie açmaktı) gerçekleştirmeye karar verdim.
Lovie Patisserie hikâyem işte böyle başladı. Hep bir Fransız patisserie’si açmayı hayal etmiştim. Herkesin bayılarak yediği bunca güzel şeyi kendi pastanemde satmak için harika bir fırsat çıkmıştı şimdi karşıma. Bağdat Caddesi’nde bir ara sokakta 20 m2’lik bir dükkan buldum. Buradan motor kuryelerle evlere teslimat yapacaktım. Dükkâna bir buzdolabı, bir tezgâh ve bir bilgisayar koyaraka alelacele taşındım ve dilim pasta satarak işe başladım. Pandemi koşullarında belli zamanlarda dışarı çıkıp yürüyüş yapanlar geçerken uğramaya başlayınca evdeki kahve makinemi getirip kahve de satmaya başladım. Gelen müşteriler de “pandemi bir bitsin, gelip burada oturalım!’ demeye başlamıştı. Heyecanlandım ve dükkânı bir Fransız pastanesine çevirmeye karar verdim. Biraz uğraş verdikten sonra dekoruyla, aydınlatmasıyla her şeyiyle bir Fransız pâtisserie’sine benzemişti. Pandemi kısıtlamaları de azalmış, üretimde işler eskiden olduğu gibi hızlanmıştı.
Sabah 7’de kalkıp üretime gidiyor, akşama kadar üretimin başında durduktan sonra dükkân için yapılan ürünleri alıp dükkâna geçiyor, gece bire kadar dükkanda kalıyordum. Kurduğum bu düzen iyi işliyordu ancak oldukça yorucuydu. Bir süre böyle devam ettikten sonra fark ettim ki artık hiç pasta yapamıyordum. Sürekli fatura kesiyor, belge ve döküman hazırlıyor, müşterilerin peşinden koşuyor ve operasyon yönetiyordum. Biri düğün pastası soracak diye korkmaya başlamıştım çünkü yapacak vaktim yoktu.
Tam da hayatım böyle bir karmaşa içindeyken bir gün bir telefon geldi. Sektörden sevdiğim bir dostum bir iş için beni aramıştı. Görüşmeye gittim ve hayatımın değişeceğinden habersiz bir şekilde üretime döndüm. Aradan birkaç gün geçmişti, yine aynı kişi bu sefer teklifle ilgili fikrimi öğrenmek için arıyordu. Dedim ki iş çok güzel ancak benim herhangi bir şey yapacak enerjim yok. Üretim ve dükkân arasında mekik dokuyorum. O da bana o gün orada tanıştığım Elif hanımı aramamı, onun uzun yıllar yeme-içme sektöründe danışmanlık verdiğini ve bana yardımcı olabileceğini söyledi. Elif hanımı aradım ve dükkâna davet ettim.
Elif hanım dükkâna geldi, bir bardak yeni demlediğim çayımdan ve kocaman bir dilim detaptaze şeftalili tartımdan ikram ettim. Hiç unutmuyorum Eif hanım dükkândan içeri girdiğinde “ne kadar sıcak bir yer burası!” dedi, çok bunalmışım olmalıyım ki “buzdolabı ve pasta dolabı dükkânın içini çok ısıtıyor ondandır” diye cevap vermişim. Halbuki dükkânın ortamından, insanın içini ısıtan bir havası olduğundan bahsediyormuş Elif hanım. Oturduk, ben anlatmaya başladım. Birkaç gün arayla dört, beş kez görüştük. Elif hanımın her gelişinde tekrar ettiği soru şuydu: Ne istiyorsun? Sanırım bu soruyu duymam biraz zaman aldı. Duyduğumda ise artık bu şekilde çalışmak istemediğime karar verdim ve işe dükkânımı kapatarak başladım. Ardından çalıştığım kafelerle görüştüm ve onları başka bir üreticiye yönlendirerek üretimimi durdurdum. Aynı zamanda Elif hanımla da bundan sonra ne yapacağım hakkında konuşmaya başladık. Uzun sohbetlerimizden sonra Elif hanım benim gezip görmeye, arayıp bulmaya, keşfetmeye olan merakımı fark etmiş olmalı ki bana bir yolculuk önerdi ve bir gezi rotası oluşturmya karar verdik. Ben bu yola beraber çıkmak istediğimi söylediğimde kabul etti ve ilk gezimize beraber çıktık. Gezi süresince Ege’de bulunan bir çok şehri gezdik birlikte. Yol boyunca durduğumuz her yerde daldan elma, bahçeden domates, ağaçtan kiraz toplamanın peşindeydim. Döndüğümde evimin mutfağında onlarla pişirip taşırmayı hayal ediyordum hep gezerken. İlk gezimiz bittiğinde ben başka birine dönüşeceğimi hissetmiştim. Sakinleşmiştim, neyi istemediğimi bulmuştum. Şimdi sırada neleri istediğimi bulmak vardı!
Elif hanımla başladığımız yolculuğun üzerinden neredeyse dört sene geçti. Biz bu sürede hep beraber hareket ettik, halen de etmekteyiz. Elif hanımın yeme içme sektöründeki deneyimiyle benim mutfak deneyimimi birleştirdiğimizde ortaya çok güzel işler çıkmaya başladı. Farklı mekânlarda çeşitli etkinlikler düzenliyoruz, davetler veriyoruz. Yeme-içme alanında yazılı içerik üretiyor, markalar için yaratıcı projeler hazırlıyoruz. Ben varacağım nihai noktayı aramaktan bir süre önce vazgeçtim çünkü varılması gereken bir yer olmadığını farkettim. Yolda olmak, yeni insanlarla tanışmak, yeni hikâyeler dinlemek, tanımadık mutfaklara misafir olmak, yepyeni tatlar keşfeetmek ve hepsini sizinle paylaşmak bana çok iyi geliyor.
Bu web sitesini yapma fikri de işte bu yolculuklardan birinde ortya çıktı. Yiyip içtiklerimizden, gezip gördüklerimizden kendimizi iyi hissettiğimiz nereler ve kimler varsa hepsini “beni burada bırakın” başlığı altında toplamaya ve sizinle paylaşmaya karar verdik. Bir gün bir yerlerde buluşana dek keyifle okumanız dileğiyle…
İpek


VKV Koç Özel Lisesi’nden mezun olduktan sonra lisansımı FMV Işık Üniversitesi Uluslarası Ticaret bölümünde tamamladım. Üniversite eğitimimin ardından Özyeğin Üniversitesi bünyesinde bulunan Le Cordon Bleu mutfak sanatları okulunda mutfak ve pastacılık okudum ve Grand Diplôme belgemi aldım. Mezuniyetimin ardından kendi atölyemi kurdum ve dört sene boyunca işlettim. Eş zamanlı olarak Bağdat Caddesi’nde açtığım café-patisserie’mi işlettim.
2021’den bu yana iş ortağım Elif’le beraber çalışmaktayız. Elif 2004-2014 yılları arasında Time Out İstanbul başta olmak üzere çeşitli dergilerde yeme-içme alanında yazılar yazmış, yeme-içme kültürü üzerine bir kitabı olan ve yaklaşık onbeş yıldır yeme içme sektöründe çeşitli markalara danışmanlık veren biri. Elif’in yeme içme sektöründeki deneyimiyle benim mutfak deneyimimi birleştirdiğimizde ortaya çok güzel işler çıkmaya başladı. Farklı mekânlarda çeşitli etkinlikler düzenliyoruz, davetler veriyoruz. Yeme-içme alanında yazılı içerik üretiyor, markalar için yaratıcı projeler hazırlıyoruz. İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin ve Avrupa’nın farklı şehirlerinde yeme-içme gezileri düzenliyoruz. Ayrıca ben pastacılık üzerine bire bir ve özel grup dersleri veriyorum.
